"Ayinesi iştir kişinin / Lafa bakılmaz"
Marmaristen Datça'ya doğru yol aldığınızda,
Datça'ya 20 km tabelası ile Emecik Köyünün
giriş tabelasını görebilirsiniz.
Emeklilik zamanlarımı İstanbul dışında Kuzey Ege'de
Edremit körfezinde memleketim olan küçük bir köyde
geçirmeyi planlarken; hayat, Egenin en güneyine, ilk
cümlede tarifini verdiğim bu köye getirdi beni.
2007 Kasımdan beri yaşadığım bu köyde, köydeki hayatımla
ilgili tecrübelerimi/gözlemlerimi ve kaybolmaya yüz tutmuş
bilgileri zaman buldukça paylaşacağım.
Umarım zamana iyi bir tanıklık ederim.
Ve zaman değişti. Yol kasım 2014 de Emecik'ten Datça'nın içine düştü. Artık Hayat DATÇA'nın içinden akacak..
26 Kasım 2011 Cumartesi
Göz Yaşlarının Dili Olsa
2 ekim 2011, köyümüz ahalisi - yani köye sonradan istanbul'dan göçenlerle yaptığımız tekne gezisinden;
bu göz yaşları 01/10/2011 TBMM nin açılışı ve genç sivillerden en genç üyenin divan üyesi olduğu, Leyla Zana'nın 11 yıl aradan sonra karga tulumba götürüldüğü meclise geri dönüşü ve Ertuğrul Kürkçü'nün 11 arkadaşının anısına 11 karanfilli yaka iğnesi ile meclisteki yemin töreni heberlerini gazeteden okuyorum...
Engellemeler, ne sürebilir? ne kadar engellenebilir?
Sonunda yine de hedefe ulaşılır. Peki Bu Zulüm niye?
Neler hissetti Ertuğrul Kürkçü ve Leyla Zana, ve bu empati sonucu engellenemeyen göz yaşları, hıçkırıklar.....
bu anı karelere döken İrfan Yürüt....
18 Ekim 2011 Salı
Kadın Beyni
Son günlerde heyecanla, kendimi keşfederek okuduğum, erkek/kadın herkese tavsiye edeceğim bir kitap. okunmalı.
23 Eylül 2011 Cuma
Ok Ve Yay
“Çocukların senin çocukların değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Senin sayende geldiler ama senden gelmediler
Ve seninle birlikte olsalar da senin değiller.
Onlara sevgini verebilirsin, düşüncelerini değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsin, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Sense yarını düşlerinizde bile göremezsin.
Sen onlar gibi olmaya çalışabilirsin ama sakın onları
Kendin gibi olmaya zorlama.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Sen yaysın, çocukların ise senden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde şükranla eğil
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever...”
şair ve filozof Halil Cibran...
Taraf gazetesinde okuduğum Sezin Öneyin köşesindeki bu şiirden çok etkilendim. Ve bu sayfada da yer almasını istedim.
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Senin sayende geldiler ama senden gelmediler
Ve seninle birlikte olsalar da senin değiller.
Onlara sevgini verebilirsin, düşüncelerini değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsin, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Sense yarını düşlerinizde bile göremezsin.
Sen onlar gibi olmaya çalışabilirsin ama sakın onları
Kendin gibi olmaya zorlama.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Sen yaysın, çocukların ise senden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde şükranla eğil
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever...”
şair ve filozof Halil Cibran...
Taraf gazetesinde okuduğum Sezin Öneyin köşesindeki bu şiirden çok etkilendim. Ve bu sayfada da yer almasını istedim.
19 Eylül 2011 Pazartesi
Renklerimizi Kaybediyoruz
Bu bayramda (modernistlerin şeker, geleneksellerin ramazan bayramı dediği) Çanakkale'ye memleketime gittim. Mahalle arkadaşımın kızının nişanı var. Bu tür eğlenceleri hiç sevmem, hiç gitmek istemedim, annemin ısrarına, "kızım ayıp olur"una yenik düşüp düğün meydanına vardık. Emecikteki düğünlerden farkı yok, sanırım bütün ege köylerinde ve kasabalarında durum aynı; geniş bir meydan, ortada bir org, detone bir söyleyici, ve kasetlerden, CD den çalınan oyunlar, yerden kalkan tozlar, oturup izleyen daha yaşlılar, aynı kıyafetler, (kot pantolon olmaz bu düğünlerde gece elbiseleri ya da tuvaletler giyilir.) abartılı makyajlar... Kızlarla erkekler beraber oynarlar (ama herkes kendi eşi/nişanlısı/ya da en yakın kan bağı akrabası ile).
Ne kadar modern görünen, modernci bir toplum olduk. Geleneklerimiz, kıyafetlerimiz, rengarenk basmalarımız, allı güllü fistanlarımız nerde? kim aldı bizden onları, her yerde kot pantolan ve penye var, her yerde aynı renkler, tektipleştik. Bu askeri düzen değil midir? nerde sivilliğimiz, yerelliğimiz, isyanım var!!
Mimari tektip, bütün kasabalar birbirinin aynı. Aynı apartman modeli, aynı berbat mimari, hangi kasabaya ya da şehre girdiğini ayırt edemiyorsun, belediye başkanının kötü kadrajlanmış kasaba fotoğrafı önüne yerleştirilmiş, kollarını kavuşturup .......'mıza hoşgeldiniz yazısı da olmasa hangi kasabaya, şehre girdiğinizi anlamıyosunuz.
Bütün pazarlar aynı oldu artık, bütün marketler aynı, seyahat ettiğinizde bütün şehirlerdeki hediyelik eşya satan dükkanlar aynı.
Hatta beslenme çeşitliliğimiz bile azaldı, eskiden mevsiminde yediğimiz bir çok şeyi artık her zaman yiyoruz. Markette pazarda patlıcanı, kabağı, domatesi, hıyarı, v.b gibi bir çok sebzeyi buluyorsunuz bütün yıl. Aynı sebzeden yapılan çeşitli yemekler artık unutulmak üzere, genelde aynı yemekler yapılmıyor mu?
....................................................................
Emecikte zaman zaman, zamanı görmüş geçirmiş incecik, zarif, rengarenk yerel kıyafetleri ile bir hanıma rastlarım. Esvapları renklidir, çiçeklidir, kendi içinde çok güzel bi uyumu vardır. Onu ve milas pazarındaki, Küçükkuyu- Ayvacık pazarındaki yerel kıyafetleri ile rastladığım bir kaç köylü kadını gördüğümde hep aynı şeyleri düşünüyorum, aynı duyguları yaşıyorum; renklerimizi kaybediyoruz, renklerimizi elimizden alıyorlar biz farkında olmadan, modernlik adına, batıcı olmak adına, gelişmiklik adına..
Bu durum bana pek bi dokunuyo.. Lütfen Renklerimize sahip çıkalım! Lütfen!
Ne kadar modern görünen, modernci bir toplum olduk. Geleneklerimiz, kıyafetlerimiz, rengarenk basmalarımız, allı güllü fistanlarımız nerde? kim aldı bizden onları, her yerde kot pantolan ve penye var, her yerde aynı renkler, tektipleştik. Bu askeri düzen değil midir? nerde sivilliğimiz, yerelliğimiz, isyanım var!!
Mimari tektip, bütün kasabalar birbirinin aynı. Aynı apartman modeli, aynı berbat mimari, hangi kasabaya ya da şehre girdiğini ayırt edemiyorsun, belediye başkanının kötü kadrajlanmış kasaba fotoğrafı önüne yerleştirilmiş, kollarını kavuşturup .......'mıza hoşgeldiniz yazısı da olmasa hangi kasabaya, şehre girdiğinizi anlamıyosunuz.
Bütün pazarlar aynı oldu artık, bütün marketler aynı, seyahat ettiğinizde bütün şehirlerdeki hediyelik eşya satan dükkanlar aynı.
Hatta beslenme çeşitliliğimiz bile azaldı, eskiden mevsiminde yediğimiz bir çok şeyi artık her zaman yiyoruz. Markette pazarda patlıcanı, kabağı, domatesi, hıyarı, v.b gibi bir çok sebzeyi buluyorsunuz bütün yıl. Aynı sebzeden yapılan çeşitli yemekler artık unutulmak üzere, genelde aynı yemekler yapılmıyor mu?
....................................................................
Emecikte zaman zaman, zamanı görmüş geçirmiş incecik, zarif, rengarenk yerel kıyafetleri ile bir hanıma rastlarım. Esvapları renklidir, çiçeklidir, kendi içinde çok güzel bi uyumu vardır. Onu ve milas pazarındaki, Küçükkuyu- Ayvacık pazarındaki yerel kıyafetleri ile rastladığım bir kaç köylü kadını gördüğümde hep aynı şeyleri düşünüyorum, aynı duyguları yaşıyorum; renklerimizi kaybediyoruz, renklerimizi elimizden alıyorlar biz farkında olmadan, modernlik adına, batıcı olmak adına, gelişmiklik adına..
Bu durum bana pek bi dokunuyo.. Lütfen Renklerimize sahip çıkalım! Lütfen!
16 Ağustos 2011 Salı
Ağustosta Dolunayda Periliköşk Koyunda
Ağustos ve temmuz aylarında akşamları sıklıkla çok sakin geçer, sıcak rahatsız ederdi. Bu sene rüzgarımız eksilmedi. 13 ağustos dolunayın olduğu gün, datça da geniş arkadaş topluluğu ile buluştuk. Kalabalık olunca ben dolunayın keyfini pek çıkaramam. Çünkü dolunayı izlerken sakinlik isterim, bir tür meditasyon yapar, arınırım. Zaten dolunayın doğuşunu da kaçırmıştık. O yüzden ertesi gün, akşam üzeri yemeklerimizi de alıp adaburnu da denilen periliköşk koyuna gittik. Masa, sandalye, kadehler, yemekler, küçük bir ışık, 7 arkadaş. Ve tabi aylanın mp3 ünden müzikler.
Hava rüzgarsız, çok hafif bir esinti var. Önce güneş battı, her tarafı kızıllık sardı, batı ufkunda rüzgar değirmenlerinin görüntüsü muhteşem. Sonra tam 180 derece zıttından ay turuncularını giyinmiş olarak katıldı bize. Henüz hava kararmamış kızıl renginde, ay ise turuncu. Birazdan ay bütün ihtişamı ile parlayacak, denize verecek şavkını ve denizde yakamoz keyfi başlayacak. Deniz ışıkla arınacak, bir sessizlik başlayacak, yakamozlara mı, denizin karanlığına mı, ayın parlaklığına mı, ayın parlaklığına inad gökyüzünde kendini ısrarla vurgulyan yıldızlara mı bakmalı. Hepsi birden olmaz mı? neden olmasın. Zaten öyle de oldu.
Önce caz ve blues vardı masada, sonra yerini türk sanat müziğine aleko bacanosa, dedeefendiye bıraktı. Sessizlik, Huzur, Ferahlık, Derinlik, Aydınlık, Sonsuzluk, daha bir çok kavram içimizde, biz hepsiyiz, hepsi de biz. Bütün bu duygu seli taçlanmalı, denize atıyorum kendimi, suyun karanlığı ve serinliği içimi ürpertiyor, kışkırtıcı. Suyun kışkırtması bulaşıcı, arkadaşlarda atlıyorlar denize. Üşüyen çıkıyor, yakamozla daha çok beraber olmak isteyen kalıyor. Her yanımız yakamoz, içimiz de yakamoz, dışımız da.
Ve gecenin sürprizi peygamber devesi böceği masamıza misafir oldu.
Ve gecenin sürprizi peygamber devesi böceği masamıza misafir oldu.
Patlıcan Kıstırma Peynirli - Sazlı Usulü
Bu sıralar patlıcanın en bol zamanı. Bu nedenle patlıcan yemeklerine farklı bir kaç lezzet eklemek istedim. Bizim oralardan. Bunlardan biri de patlıcan kıstırmadır. Patlıcanlar (eğer kendi bahçenizden ve zehirsiz üretilmiş ise alacalı olarak) soyulur. Kalınca yuvarlak dilimlenir. Tuzlanarak bekletilir, kara suyunu atması için. Siyahlaşmış su çıkmaya başlayınca suyunu atması için sıkılır. Daha sonra dilimlenmiş tekerlek biçimi patlıcan dilimleri iki ayrı parçaya ayrılmadan ortadan kesilir. Daha önceden hazırladığınız peynirli-maydanozlu-dilerseniz karabiber ya da pul biberli karışım resimde görüldüğü gibi patlıcanların içine yerleştirilir.
Bir yumurta çırpılır ve yumurtaya batırılarak kızgın yağda kızartılır. Ya da fırınlanır. Hem hafif hem lezzetli, hem ana hem de ara öğün için çok uygun bir yemektir.
Afiyet olsun.
Bir yumurta çırpılır ve yumurtaya batırılarak kızgın yağda kızartılır. Ya da fırınlanır. Hem hafif hem lezzetli, hem ana hem de ara öğün için çok uygun bir yemektir.
Afiyet olsun.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Üzüm Eriğinden Pestil Olur Mu?
Bu sene keşfettim ki, buralarda üzüm eriği denen yerel bir erik türü var. Üzüm gibi küçük, mor renkli, tam olgunlaşmamış ise mayhoş, iyice olgunlaştığında tatlı, tutkulu bir şarap renginde iç muhteviyatı olan. Bu meyveden ne yapılır dedi Kaya. Evinin bahçesindeki erik ağacını göstererek, marmelat ve pestil dedim. Önce pestili denedik, salça yaptığımız gün. İnternette pestil tariflerine baktığımda içine nişasta katılmıştı. Anneme danıştım, hatırladığım biz nişasta katmayız pestile, doğruymuş hatırladıklarım.
Yıkadığım erikleri pişirdim tencerede, sonra soğumaya bıraktım. Soğuyunca kevgirden geçirdik, çok az yağla yağlanmış tepsilere incecik serdik, ve güneşte kurumaya bıraktım. Amanallahım bu ne tutkulu renk. Tadı ise muhteşem.
Yıkadığım erikleri pişirdim tencerede, sonra soğumaya bıraktım. Soğuyunca kevgirden geçirdik, çok az yağla yağlanmış tepsilere incecik serdik, ve güneşte kurumaya bıraktım. Amanallahım bu ne tutkulu renk. Tadı ise muhteşem.
Tepside kuruyunca pestil ters çevrilip altı kurutuldu. En sonunda da ipe asılıp kurutuldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

