"Ayinesi iştir kişinin / Lafa bakılmaz"


Marmaristen Datça'ya doğru yol aldığınızda,
Datça'ya 20 km tabelası ile Emecik Köyünün
giriş tabelasını görebilirsiniz.
Emeklilik zamanlarımı İstanbul dışında Kuzey Ege'de
Edremit körfezinde memleketim olan küçük bir köyde
geçirmeyi planlarken; hayat, Egenin en güneyine, ilk
cümlede tarifini verdiğim bu köye getirdi beni.
2007 Kasımdan beri yaşadığım bu köyde, köydeki hayatımla
ilgili tecrübelerimi/gözlemlerimi ve kaybolmaya yüz tutmuş
bilgileri zaman buldukça paylaşacağım.
Umarım zamana iyi bir tanıklık ederim.

Ve zaman değişti. Yol kasım 2014 de Emecik'ten Datça'nın içine düştü. Artık Hayat DATÇA'nın içinden akacak..

16 Ağustos 2012 Perşembe

Değişmeyen Tek Şey Değişimdir Sözü Üstüne Sayıklamalarım

Son günlerde bu konuyu düşünüyorum. Bu sözün ne kadar farkındayız ne kadar değiliz, ne kadar içselleştirdik. Eğer, hasta değilsek, mağdur değilsek, mazlum değilsek, mahkum değilsek ve şu an aklıma gelmeyen içinde bulunduğumuz durumu, "sağlıklı ve refah" anlamlarında tanımlamayan bu kelimeler anlatıyor ise, işte o zaman;
zannediyoruz ki her şey sonsuza dek aynı kalacak, ve hep daha iyi olacak. Hep varlıklı, hep genç, hep sağlıklı, hep bizim düşündüğümüz şekilde yönetildiğimiz, hep aynı sınırların olduğu, hep aynı..

Bu mantalite nasıl ve ne şekilde içimize böyle yerleştirildi? Acaba eğitim sistemimizden mi kaynaklanıyor, yurt ve devlet algısının ilelebet süreceği, sürmesi için ne lazım gelirse yapmamız gerektiği öğüdünden mi? Acaba nene ve dedelerimizin bu dağ, bu deniz, bu orman bitmez, bu dereler kurumaz, yanılsamasının içinde olmasından mı? Acaba, medyanın devamlı gençlik pompalamasından mı? Acaba diğerlerinden farklı olmanın ancak daha iyisini daha çok tüketmene bağlı olduğu vurgusundan mı?  Yoksa böyle düşündüğümüz takdirde kendimizi daha iyi hissedeceğimizden mi?

Dün akşam ahbaplar vardı evimizde, soframız şendi. Konuşulan konulardan biri AKTUR tatil sitesinin başlangıcından günümüze geçirdiği serüven oldu. Başlangıçta nasıl kurulmuş ve şu an ne durumda, evler kaç el değiştirmiş. Ne amaçlanmış, nereye gelinmiş. Dünya ölçeğine vurduğumuzda küçücük bir tatil sitesi ne çok değişim geçirmiş.  Kafam değişime odaklı bir taraftan bu gözle bakıyorum her şeye.

Bir gece öncesi Metamorfoz sanat evinde arkadaşlar Trakovsky nin "Stalker" filmini gösterdiler.   Bu filmde de bölgeye insan girdiği anda herşey eskisinden faklı oluyor, bir öncekinin aynısı olmuyordu.  Tıpkı yaşam gibi..           

                                                                                                                                                        
Stalker












Peki bize neden bu devletin ilelebet payidar kalacağı işleniyor, işlenmeye çalışılıyor hala, hadi söyleniyor neden kimse sormuyor kendine, yazılı tarihle birlikte onca devlet, imparatorluk kurulmuş, sonra çökmüş yerine başkası kurulmuş, peki biz efsunlu bi devlete mi sahibiz ki ilelebet payidar kalacağız? Neden tek doğru yönetim cumhuriyet olsun? Başka yönetim şekli de pek ala olabilir? Bu soruları ben neden son 10-15 yıldır soruyorum da daha önce sormadım? Bu ayıp değil mi? Hala bu zihniyetle okullarda eğitim veriliyor, bu ne vehamet..

Şimdi laikler veryansın ediyorlar, "AKP hükümeti islamiyeti devletin yönetim şekli yapacak diye" . Peki düne kadar iktidar olan sen,  okullarda, medyanda ve tüm propaganda araçlarında değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu neden belletmedin, bütün canlıların birarada yaşadığı, her bir unsurun hakkının gözetildiği, bu dünyanın nimetlerinin sonsuz olmadığı, ancak bir arada diğerini gözeterek yaşarsak içinde bulunduğumuz durumu daha sağlıklı ve uzun süre sürdürebilir hale getiririzi neden hayata geçirmedin? Adama sormazlarmı? Sorarlar elbet..

Ey insanlar, her şey değişiyor, değişmeye mahkum!!! Hayatın içinde saklı bu devinim, zaten bu devinim olmasaydı çok sıkıcı olurdu bu hayat denen şey. Hayatımızdaki bütün değişiklikleri sevelim demiyorum, değişimi, değişikliği kabul edip ona göre durumumuzu, duruşumuzu gözden geçirelim diyorum. 

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Fırında Patlıcan


Fırın kabağından sonra bir lezzetli fırında sebze yemeği de patlıcanla yapılanı. Benzerlikler var, ama ikisi de birbirinden lezzetli.  

Patlıcanlar soyulduktan sonra resimde görüldüğü gibi dilimlenir ve tuzlanır. En az bir kaç saat beklenir.






Suyu süzüldükten sonra, bir kasede hazırlanan un, su karışımlı meyane hazırlanır,


Yağlanmış tepsiye bu meyaneye batırılmış patlıcanlar yerleştirilir.


Üzeri yağlanır.



200-250 derece arası önceden ısıtılmış fırında pişirilir, sıcak sıcak yenir.


14 Ağustos 2012 Salı

Fırın Kabağı

Kabak zamanı hemde kocaman kalın kabakların zamanı. Bu kabaklar ne olur demeyin. Alıp aşağıdaki tarifi deneyin, bir kez yaptığınızda, bu yemeği tekrar yapacağınıza garanti veririm. Bu iri kabağı soyarken aşağıdaki resim.

Kabaklar soyulduktan sonra dilimlenir, tuzlanarak suyunu bırakması için beklenir. En az bir kaç saat.



Kabakların suyu süzüldükten sonra, fırın tepsisi yağlanır ve kabaklar aşağıdaki resimde görüldüğü gibi yerleştirilir. Üzerine bir kısım toz şeker, un serpilir.





                                             
                                              Tekrar yağlanır ve fırına verilir.



200-250 derece arası önceden ısıtılmış fırında aşağıdaki gibi pişirilir, sıcak sıcak afiyetle yenir.