Bu sayfa devamlı ilave edilen bir sayfa olacak. Bloga konulacak takvim bulamadığım için şimdilik bu şekilde notlar alacağım. Amacım bu yaşadığım coğrafyada ne, ne zaman oluyor kayıt altına almak, gözlemlerimi takvimleştirebilmek.
2011 Ağustos
*Ağustos başından 15 ine kadar - kışlık domates fidelerinin yerleştirilmesi gerekiyor.
*18 Ağustos - bu gün ilk kez hava yağmur yağacak gibi oldu sonbaharın ilk habercisi misali.
2011 Eylül
*21 Eylül - Sonbaharın geliyor. Bu gün çok güzel yağmur yağdı. Ağaçlar, bitkiler tozlarını attılar. Yağmur gecede devam etti. Sanırım bahçe 1 hafta su istemeyecek.
2011 Ekim
*03 Ekim- sumak, maydanoz, kudüs-medine hurması, katırtırnağı tohumlarını saksılara diktim. Sebze yatağına deniz ıspanağı, ıspanak, pazı tohumunu ektim.
2011 Kasım
*ay başından itibaren zeytinler toplanmaya başladı.
*bu gün (17 kasım) farkettim ki malta eriği çiçek açmış. Badem ağaçları da hafiften uyanmaya başladı.
*sebze yatağına patates diktim, zamanı bilmiyorum denemelik.
2011 Aralık
*dün (16 ara.) güzel bir yağmur yağdı. sonbaharın başından beri bu üçüncü yağmur bu sene kurak mı geçiyor ne.
*bu gün fark ettimki, malta eriği çiçekten meyveye dönmüş. daha çook küçükler.
*bahçede hala biber, domates, patlıcan alınabiliyor. kış bitiyor ama hala tarladan yaz sebzeleri tüketiyoruz.
*geçen sene 24aralık ve devam eden yılbaşı ve ertesinde her taraf günlük güneşlik di. soba yakmak ise keyfe kederdi. bu sene hava soğuk. 23 aralık da yağan tüm türkiyeyi etkileyen kar yağışı havayı soğuttu..yarında ( 30 aralık) hava yağışlı..yeni yıla yağışla gireceğimizi bildiriyor tahmin istasyonları..
"Ayinesi iştir kişinin / Lafa bakılmaz"
Marmaristen Datça'ya doğru yol aldığınızda,
Datça'ya 20 km tabelası ile Emecik Köyünün
giriş tabelasını görebilirsiniz.
Emeklilik zamanlarımı İstanbul dışında Kuzey Ege'de
Edremit körfezinde memleketim olan küçük bir köyde
geçirmeyi planlarken; hayat, Egenin en güneyine, ilk
cümlede tarifini verdiğim bu köye getirdi beni.
2007 Kasımdan beri yaşadığım bu köyde, köydeki hayatımla
ilgili tecrübelerimi/gözlemlerimi ve kaybolmaya yüz tutmuş
bilgileri zaman buldukça paylaşacağım.
Umarım zamana iyi bir tanıklık ederim.
Ve zaman değişti. Yol kasım 2014 de Emecik'ten Datça'nın içine düştü. Artık Hayat DATÇA'nın içinden akacak..
29 Aralık 2011 Perşembe
4 Aralık 2011 Pazar
Aşure Ayı
Bu gün hayatımda ilk defa aşure yaptım. Daha önce annem yaparken izlemiştim, yardım etmiştim ama bu kez tek başımaydım. İnternet sağolsun birazda o yardımcı oldu ve ortaya lezzetli bi aşure çıktı. Buradaki tariften yararlandım, http://yemekkvakti.blogspot.com/2011/12/asure.html
Bir tencere aşureyi komşulara dağıttım. Haftaya da üyesi olduğum DAÇEV in geleneksel yıl sonu toplantısına yapacağım.
Bu da aşureden küçük bir kare;
Bir tencere aşureyi komşulara dağıttım. Haftaya da üyesi olduğum DAÇEV in geleneksel yıl sonu toplantısına yapacağım.
Bu da aşureden küçük bir kare;
Kümesten Haberler
Artık büyüdüler, kaç ay oldu nisandan bu yana. Horozlar belirginleşti, bir tanesi hediye edildi çoktan.. Piliçler büyüyor, iki tanesinin ayak problemi var doğuştan.
İki tane de brahma tavuk adayını aldık, Bostancık dan geldiler.
Şimdi 19 sakini var kümesin. Şimdiki hallerinden bir kaç görüntü;
Çok çalışıyorlar büyümek için, bahçe onların gübreleri ile coştu.
İki tane de brahma tavuk adayını aldık, Bostancık dan geldiler.
Şimdi 19 sakini var kümesin. Şimdiki hallerinden bir kaç görüntü;
Çok çalışıyorlar büyümek için, bahçe onların gübreleri ile coştu.
26 Kasım 2011 Cumartesi
Göz Yaşlarının Dili Olsa
2 ekim 2011, köyümüz ahalisi - yani köye sonradan istanbul'dan göçenlerle yaptığımız tekne gezisinden;
bu göz yaşları 01/10/2011 TBMM nin açılışı ve genç sivillerden en genç üyenin divan üyesi olduğu, Leyla Zana'nın 11 yıl aradan sonra karga tulumba götürüldüğü meclise geri dönüşü ve Ertuğrul Kürkçü'nün 11 arkadaşının anısına 11 karanfilli yaka iğnesi ile meclisteki yemin töreni heberlerini gazeteden okuyorum...
Engellemeler, ne sürebilir? ne kadar engellenebilir?
Sonunda yine de hedefe ulaşılır. Peki Bu Zulüm niye?
Neler hissetti Ertuğrul Kürkçü ve Leyla Zana, ve bu empati sonucu engellenemeyen göz yaşları, hıçkırıklar.....
bu anı karelere döken İrfan Yürüt....
18 Ekim 2011 Salı
Kadın Beyni
Son günlerde heyecanla, kendimi keşfederek okuduğum, erkek/kadın herkese tavsiye edeceğim bir kitap. okunmalı.
23 Eylül 2011 Cuma
Ok Ve Yay
“Çocukların senin çocukların değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Senin sayende geldiler ama senden gelmediler
Ve seninle birlikte olsalar da senin değiller.
Onlara sevgini verebilirsin, düşüncelerini değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsin, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Sense yarını düşlerinizde bile göremezsin.
Sen onlar gibi olmaya çalışabilirsin ama sakın onları
Kendin gibi olmaya zorlama.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Sen yaysın, çocukların ise senden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde şükranla eğil
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever...”
şair ve filozof Halil Cibran...
Taraf gazetesinde okuduğum Sezin Öneyin köşesindeki bu şiirden çok etkilendim. Ve bu sayfada da yer almasını istedim.
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Senin sayende geldiler ama senden gelmediler
Ve seninle birlikte olsalar da senin değiller.
Onlara sevgini verebilirsin, düşüncelerini değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsin, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Sense yarını düşlerinizde bile göremezsin.
Sen onlar gibi olmaya çalışabilirsin ama sakın onları
Kendin gibi olmaya zorlama.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Sen yaysın, çocukların ise senden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde şükranla eğil
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever...”
şair ve filozof Halil Cibran...
Taraf gazetesinde okuduğum Sezin Öneyin köşesindeki bu şiirden çok etkilendim. Ve bu sayfada da yer almasını istedim.
19 Eylül 2011 Pazartesi
Renklerimizi Kaybediyoruz
Bu bayramda (modernistlerin şeker, geleneksellerin ramazan bayramı dediği) Çanakkale'ye memleketime gittim. Mahalle arkadaşımın kızının nişanı var. Bu tür eğlenceleri hiç sevmem, hiç gitmek istemedim, annemin ısrarına, "kızım ayıp olur"una yenik düşüp düğün meydanına vardık. Emecikteki düğünlerden farkı yok, sanırım bütün ege köylerinde ve kasabalarında durum aynı; geniş bir meydan, ortada bir org, detone bir söyleyici, ve kasetlerden, CD den çalınan oyunlar, yerden kalkan tozlar, oturup izleyen daha yaşlılar, aynı kıyafetler, (kot pantolon olmaz bu düğünlerde gece elbiseleri ya da tuvaletler giyilir.) abartılı makyajlar... Kızlarla erkekler beraber oynarlar (ama herkes kendi eşi/nişanlısı/ya da en yakın kan bağı akrabası ile).
Ne kadar modern görünen, modernci bir toplum olduk. Geleneklerimiz, kıyafetlerimiz, rengarenk basmalarımız, allı güllü fistanlarımız nerde? kim aldı bizden onları, her yerde kot pantolan ve penye var, her yerde aynı renkler, tektipleştik. Bu askeri düzen değil midir? nerde sivilliğimiz, yerelliğimiz, isyanım var!!
Mimari tektip, bütün kasabalar birbirinin aynı. Aynı apartman modeli, aynı berbat mimari, hangi kasabaya ya da şehre girdiğini ayırt edemiyorsun, belediye başkanının kötü kadrajlanmış kasaba fotoğrafı önüne yerleştirilmiş, kollarını kavuşturup .......'mıza hoşgeldiniz yazısı da olmasa hangi kasabaya, şehre girdiğinizi anlamıyosunuz.
Bütün pazarlar aynı oldu artık, bütün marketler aynı, seyahat ettiğinizde bütün şehirlerdeki hediyelik eşya satan dükkanlar aynı.
Hatta beslenme çeşitliliğimiz bile azaldı, eskiden mevsiminde yediğimiz bir çok şeyi artık her zaman yiyoruz. Markette pazarda patlıcanı, kabağı, domatesi, hıyarı, v.b gibi bir çok sebzeyi buluyorsunuz bütün yıl. Aynı sebzeden yapılan çeşitli yemekler artık unutulmak üzere, genelde aynı yemekler yapılmıyor mu?
....................................................................
Emecikte zaman zaman, zamanı görmüş geçirmiş incecik, zarif, rengarenk yerel kıyafetleri ile bir hanıma rastlarım. Esvapları renklidir, çiçeklidir, kendi içinde çok güzel bi uyumu vardır. Onu ve milas pazarındaki, Küçükkuyu- Ayvacık pazarındaki yerel kıyafetleri ile rastladığım bir kaç köylü kadını gördüğümde hep aynı şeyleri düşünüyorum, aynı duyguları yaşıyorum; renklerimizi kaybediyoruz, renklerimizi elimizden alıyorlar biz farkında olmadan, modernlik adına, batıcı olmak adına, gelişmiklik adına..
Bu durum bana pek bi dokunuyo.. Lütfen Renklerimize sahip çıkalım! Lütfen!
Ne kadar modern görünen, modernci bir toplum olduk. Geleneklerimiz, kıyafetlerimiz, rengarenk basmalarımız, allı güllü fistanlarımız nerde? kim aldı bizden onları, her yerde kot pantolan ve penye var, her yerde aynı renkler, tektipleştik. Bu askeri düzen değil midir? nerde sivilliğimiz, yerelliğimiz, isyanım var!!
Mimari tektip, bütün kasabalar birbirinin aynı. Aynı apartman modeli, aynı berbat mimari, hangi kasabaya ya da şehre girdiğini ayırt edemiyorsun, belediye başkanının kötü kadrajlanmış kasaba fotoğrafı önüne yerleştirilmiş, kollarını kavuşturup .......'mıza hoşgeldiniz yazısı da olmasa hangi kasabaya, şehre girdiğinizi anlamıyosunuz.
Bütün pazarlar aynı oldu artık, bütün marketler aynı, seyahat ettiğinizde bütün şehirlerdeki hediyelik eşya satan dükkanlar aynı.
Hatta beslenme çeşitliliğimiz bile azaldı, eskiden mevsiminde yediğimiz bir çok şeyi artık her zaman yiyoruz. Markette pazarda patlıcanı, kabağı, domatesi, hıyarı, v.b gibi bir çok sebzeyi buluyorsunuz bütün yıl. Aynı sebzeden yapılan çeşitli yemekler artık unutulmak üzere, genelde aynı yemekler yapılmıyor mu?
....................................................................
Emecikte zaman zaman, zamanı görmüş geçirmiş incecik, zarif, rengarenk yerel kıyafetleri ile bir hanıma rastlarım. Esvapları renklidir, çiçeklidir, kendi içinde çok güzel bi uyumu vardır. Onu ve milas pazarındaki, Küçükkuyu- Ayvacık pazarındaki yerel kıyafetleri ile rastladığım bir kaç köylü kadını gördüğümde hep aynı şeyleri düşünüyorum, aynı duyguları yaşıyorum; renklerimizi kaybediyoruz, renklerimizi elimizden alıyorlar biz farkında olmadan, modernlik adına, batıcı olmak adına, gelişmiklik adına..
Bu durum bana pek bi dokunuyo.. Lütfen Renklerimize sahip çıkalım! Lütfen!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)