Dün asmaların ucunu kırdım. Kırdığım uçların yapraklarını tek tek kopardım. Yaprakları istiflemeyi bugüne bıraktım, çünkü kendi yetiştirdiğim domates fidelerini yerlerine yerleştirdim. Fide yerleştirmeden önce yatağının hazırlanmasına küçük ilaveler yaptım.
Bu gün yaprakları incelik ve kalınlık durumlarına, küçüklük ve büyüklüklerine göre ayırdım. İstifledim. İnce yaprakları çok küçük ve ince, orta büyük ve ince, büyük ve ince şeklinde , kalın yapraklar ise iki boy oldu, büyük ve orta boy. Sonra onları ikişer üçer sigara sarar gibi sarıp, ince orta boylar, ince büyük boylar v.b düzende pet şişelere yerleştirdim.
Basit bir asma ucu kırma ve yaprağı saklama işi dersiniz. Ama aşağı yukarı benim 4 saatimi aldı. Üzümler daha iri olsun, güç asmanın ucuna gidip üzüm salkımı küçülmesi ve de kışın taze yapraktan sarma yapabileyim diye.
Bu uç kırma işi bir kaç kez daha gerçekleştirilecek. Sanırım 15 günde bir yapmak yeterli olur.
Başlıkla bu konunun ne alakası var diye düşünmeyin, yaprakları istifleyip şişelerken aklımdan geçenler şöyle; restorana gidersin etli ya da zeytin yağlı yaprak sarma yersin, bir miktarı yemezsen kalır atılır. -Sadece yaprağın kopartılması ve saklanması aşaması bile ne kadar çok emek istiyor, bırakın asmanın yetiştirilmesi, yemeğin hazırlanması aşamalarını. - ve biz kalan yemeğin atıldığına hiç üzülmeyiz ya da inancımız varsa günah olmasın diye yeriz.
Ya da pazardan gidip taze asma yaprağı alırız ve işimiz çıkar ya da başka menüler girer araya, o yapraklar dolapta çürür atarız, aman sende kaç kuruşluk yaprak deriz.
Emeğe çok değer verdiğimizi söyleriz, hatta bu uğurda aktivist olarak hayatımızı veririz, emeğin hakkı için dava uğruna işkenceler görürüz, ama asma yaprağının ya da üretilen diğer şeylerin bozulmasına hiç üzülmeyiz, kolaylıkla çöpe atarız.
Aynı şey tükettiğimiz her şey için geçerli bir düşünün, kıyafetlerinizin pamuğu önce ekildi, toplandı, -insanlar emeğini üç kuruşa sattı- o pamuk ipliğe dönüştü, sonra dokundu, sonra dikildi, sonra pazarlandı ve üzerinize geldi. Bizse "modası geçti" diyip, "bunu artık onbeş kez dir giyiyorum", "sıkıldım" deyip,- deyipleri çok fazla sıralamak mümkün-, deyip atarız.
Emeğe saygı konusunda da süper ahkam keseriz.
Kendimize ve doğaya ne zaman bu kadar yabancılaştık, bunun için milad ne zaman, bu konuda miladı, filozoflar, düşünürler hangi zaman birimini atadı ben bilmiyorum. Bu konuda hiç okumadım sanırım. Ama düşündüm ki, "para ve ticaret" insanı yabancılaştıran unsur. Çünkü parayı verince onu satın alıyorsun, satın alınca, insanın emeğini, toprağın cömertliğini, yağmurun değerini, canlıların katkısını düşünmüyorsun.
Oysa, biz kıymalı ya da zeytin yağlı yaprak sarma yiyebilelim diye toprak, bütün canlılar, kısaca doğa, o kadar çok çalıştılar ki, yalnızca siz çalışıp o yaprağı alacak parayı kazanmadınız.........
Bunun bedeli hangi para ile ödenir. Yeterince şükredebiliyormuyuz... Farkındamıyız....
"Ayinesi iştir kişinin / Lafa bakılmaz"
Marmaristen Datça'ya doğru yol aldığınızda,
Datça'ya 20 km tabelası ile Emecik Köyünün
giriş tabelasını görebilirsiniz.
Emeklilik zamanlarımı İstanbul dışında Kuzey Ege'de
Edremit körfezinde memleketim olan küçük bir köyde
geçirmeyi planlarken; hayat, Egenin en güneyine, ilk
cümlede tarifini verdiğim bu köye getirdi beni.
2007 Kasımdan beri yaşadığım bu köyde, köydeki hayatımla
ilgili tecrübelerimi/gözlemlerimi ve kaybolmaya yüz tutmuş
bilgileri zaman buldukça paylaşacağım.
Umarım zamana iyi bir tanıklık ederim.
Ve zaman değişti. Yol kasım 2014 de Emecik'ten Datça'nın içine düştü. Artık Hayat DATÇA'nın içinden akacak..
14 Mayıs 2012 Pazartesi
8 Mayıs 2012 Salı
Akdenizden Egeye Dostluk Yürüyüşü
Datça Çevre Derneğinin üyesiyim. Bu sene 13. sü yapılan Akdenizden Egeye yürüyüşünün kızlan köyü ayağından katıldım yürüyüşe. Yürüyüşü gayet detaylı anlatan muzaffer beyin bloguna buradan erişebilirsiniz. http://www.datcadetay.com/etkinlik2012/akdenizden-egeye/doga-yuruyusu-1.html
Ben fotoğraf çekmedim, makinamı almamıştım yanıma. Tempolu bi yürüyüş yapmak istedim, uzun zamandır bu tempoda hiç yürümemiştim. Ertesi gün 5-6 km lik yolu 1 saatte yürümenin izlerine baktım bedenimde çok küçük izler dışında hiç eser yoktu, galiba bir aydır düzenli yoga yapmanın faydaları bunlar.
Eğlenceli bir gündü.
Ben fotoğraf çekmedim, makinamı almamıştım yanıma. Tempolu bi yürüyüş yapmak istedim, uzun zamandır bu tempoda hiç yürümemiştim. Ertesi gün 5-6 km lik yolu 1 saatte yürümenin izlerine baktım bedenimde çok küçük izler dışında hiç eser yoktu, galiba bir aydır düzenli yoga yapmanın faydaları bunlar.
Eğlenceli bir gündü.
30 Nisan 2012 Pazartesi
Tuzak Bitkiler
Bahçenizde bitki yetiştirirken bazı bitkileri bitlerden korumak için bazı bitkileri yetiştirmek gerekir. Bu yetiştirilen bitkilere tuzak bitkiler deniyor. Bunlara örnek olan tuzak bitkiler; rezene, dereotu, lahana gibi. Bu bitkileri yaprak bitlerinin görüleceği yerlere diktiğinizde yaprak bitleri bunlara geliyor, sizin sebzelerinizi rahat bırakıyor.
Ben geçen sen bir keşif yaptım. Baklalar zaman içinde bit çekerler. Üzerinde küçük küçük bitleri görürsünüz. Geçen sene halk arasında eşek marulu http://www.sifamarket.com/sifali_bitkiler_71_esek-marulu_1859.html denen bitkinin üzerine bit topladığını gördüm. Yanındaki bakla da ise hiç bit yoktu.
Bu sene gözlemimi tekrarladım ve bahçede ne kadar eşek marulu varsa budamayıp bıraktım. Şu anda hepsinin üzeri bit dolu ve baklalarım da hiç bit yok. Geçen yıl köyde tarımla uğraşan komşumuza eşek marulunu gösterdim. Bu bitkiye ne dersiniz diye adını öğrenmek için. "Onu sök at, o bit yapar, bütün bahçeyi sarar dedi. " Bende dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım ama sanırım pek etkisi olmadı.
İşte iki fotoğraf, birisinde bitleri net görüyorsunuz, yanındaki baklanın resmini ayrı çekmek durumundaydım. Ve baklanın bitsiz görünümü. Son resme dikkat edilirse yanında eşek marulunu da görebilirsiniz.
Ben geçen sen bir keşif yaptım. Baklalar zaman içinde bit çekerler. Üzerinde küçük küçük bitleri görürsünüz. Geçen sene halk arasında eşek marulu http://www.sifamarket.com/sifali_bitkiler_71_esek-marulu_1859.html denen bitkinin üzerine bit topladığını gördüm. Yanındaki bakla da ise hiç bit yoktu.
Bu sene gözlemimi tekrarladım ve bahçede ne kadar eşek marulu varsa budamayıp bıraktım. Şu anda hepsinin üzeri bit dolu ve baklalarım da hiç bit yok. Geçen yıl köyde tarımla uğraşan komşumuza eşek marulunu gösterdim. Bu bitkiye ne dersiniz diye adını öğrenmek için. "Onu sök at, o bit yapar, bütün bahçeyi sarar dedi. " Bende dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım ama sanırım pek etkisi olmadı.
İşte iki fotoğraf, birisinde bitleri net görüyorsunuz, yanındaki baklanın resmini ayrı çekmek durumundaydım. Ve baklanın bitsiz görünümü. Son resme dikkat edilirse yanında eşek marulunu da görebilirsiniz.
18 Nisan 2012 Çarşamba
44. Yaşım İçin Hayatın Hediyesi; Solar Pleksus Çakra
Biraz geç oldu bu yazıyı kaleme almak ama kayda düşmeden edemeyeceğim. 44. Doğum günü partim benim için muhteşemdi. Buradan emeği geçen herkese tekrar teşekkür etmek istiyorum. O güne dair yaşadığım her şey çok güzeldi. Sürprizler, hediyeler, ve doğum günü anısına yapılan kayıtlar.
Doğum günü hazırlıkları içinde, küçüklüğümden başalayarak günümüze kadar geçen sürede fotoğraflarla hazırlanacak bir slayt gösterisi vardı. Bütün albümlerimi çıkardım, fotoğraflarımı taradım. Beni anlatan, hayatımı anlatan fotoğraflar olmalıydı. Fotoğrafları seçtiğim gün çok karışık duygular yaşadım. Altüst oldum. Aptallaştım, sevindirik oldum, duygudan duyguya savruldum, sarsıldım, hatırladım v.b bir çok şey yaşadım. Gece Hasanla sohbet ederken aniden ağlama krizi yaşadım..Belki yarım saat, belki 15 dakika, bilemiyorum. Ama benim için bir hayli uzundu.
Ertesi gün sağlık meslek lisesi yıllarıma renkler geri döndü. O güne dek hatırladığım bütün anılarım siyah beyazken artık renklenmişti. İçimde çözülmeler yaşamıştım. Ve en güzel tarafı 3. Çakra olan solar pleksusu hissetmiştim.
Bir zamanlar raja yoga yapmıştım. 3. göz üzerine çalışmıştım, yine bir zamanlar çigong çalışmaları yapmış, mikro kozmik meditasyon çalışmıştım. Mikrokozmik meditasyon çalışırken kök çakra (1. çakra) ve sakral çakra (2. çakra) yı, hissederken 3. çakra da bir şey hissedemiyordum. O gece solar pleksus çakramın pıt pıt hareketi bana en güzel hediye idi.
Solar pleksus çakrayı benim anlatmam ukalalık olur. Merak edenlere kolaylaştırıcı bir bağlantı verebilirim.
Doğum günü hazırlıkları içinde, küçüklüğümden başalayarak günümüze kadar geçen sürede fotoğraflarla hazırlanacak bir slayt gösterisi vardı. Bütün albümlerimi çıkardım, fotoğraflarımı taradım. Beni anlatan, hayatımı anlatan fotoğraflar olmalıydı. Fotoğrafları seçtiğim gün çok karışık duygular yaşadım. Altüst oldum. Aptallaştım, sevindirik oldum, duygudan duyguya savruldum, sarsıldım, hatırladım v.b bir çok şey yaşadım. Gece Hasanla sohbet ederken aniden ağlama krizi yaşadım..Belki yarım saat, belki 15 dakika, bilemiyorum. Ama benim için bir hayli uzundu.
Ertesi gün sağlık meslek lisesi yıllarıma renkler geri döndü. O güne dek hatırladığım bütün anılarım siyah beyazken artık renklenmişti. İçimde çözülmeler yaşamıştım. Ve en güzel tarafı 3. Çakra olan solar pleksusu hissetmiştim.
Bir zamanlar raja yoga yapmıştım. 3. göz üzerine çalışmıştım, yine bir zamanlar çigong çalışmaları yapmış, mikro kozmik meditasyon çalışmıştım. Mikrokozmik meditasyon çalışırken kök çakra (1. çakra) ve sakral çakra (2. çakra) yı, hissederken 3. çakra da bir şey hissedemiyordum. O gece solar pleksus çakramın pıt pıt hareketi bana en güzel hediye idi.
Solar pleksus çakrayı benim anlatmam ukalalık olur. Merak edenlere kolaylaştırıcı bir bağlantı verebilirim.
16 Nisan 2012 Pazartesi
Çücük (cücük) Böreği
Bu börek bildiğiniz klasik börek gibi değildir. İçinin malzemesinin yufkaya oranı çok daha fazladır. Üç yufka ile yapılır. Şimdi yapılışını anlatayım. Çücük ya da cücük soğan sibeği de denilen, yeşil soğanın tohum yapmak için yetiştirdiği organı diyelim. Cücükler toplanır, yıkandıktan sonra ince ince kıyılır.
Biraz tuz serpilerek ovulur ancak ezmemeli. İstenirse içine peynir de koyabilirsiniz. Ben koydum güzel oldu.
Bir çay bardağı kadar suyla böreklik mayasız hamur yoğurdum ve yufkaları açtım.
Bir çay bardağı kadar suyla böreklik mayasız hamur yoğurdum ve yufkaları açtım.
İlk yufkayı yağladığınız tepsinin altına serin, içine malzemenin yarısını yerleştirin ve biraz yağ gezdirin. İkinci yufkayı da açıp cücüklerin üzerine yerleştirin ve kalan cücükleri de bu yufkanın üzerine yerleştirin. Yine biraz yağ gezdirin. Son yufkayı da açıp böreğin üzerine yerleştirin. Bir yumurtanın sarısı, bir tatlı kaşığı yoğurt ve biraz yağ ile çırpılmış sosu böreğin üzerine sürüp susam ve çörek otu serpin.
Turbo fırında 180 C de üstü kızarana dek pişirin, yaklaşık 20-25 dak. Sonra ısıyı 150-160 dereceye getirip 10-15 dak daha pişirin. Ben piştikten sonra 15 dak fırın ısısını kapatıp fırın kapağını açmadan beklettim fırında. Ve sonuç. Afiyetle yiyorsunuz.
Ve son not, soğan acıdır ama bu börek pişince hafif şeker katmış gibi olur. Bence çok da lezzetlidir.
5 Nisan 2012 Perşembe
2012'nin Civcivleri
İstanbul dönüşü bir sürprizle karşılaştım. Köyden komşumuza bırakmıştık tavukları. Tavuğun birisi gurk olunca 13 yumurtayla gurka yatırmış. Dün 4 nisanda ilk civcivi gördüm. 7-8 nisan da civcivleri beklerken ilk civciv geldi. Henüz fotoğrafını alamadım ama çooook tatlı. İlk kez bu kadar küçük bir civciv görüyorum..çook sevimli çook...
1 Mart 2012 Perşembe
Gıda ve Permakültür Başlıklı Yazı İçin
Bu gün sizlerle permakültürü bizzat 9 yıl uygulamış, ve permakültür tasarımlarını yapmaya devam eden David Blume un hem deneyimini hem de permakültür felsefesine çok net açıklık getiren bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Yazarın kendi ifadesiyle"
Bu yazı, permakültüre dayalı ve benzeri (avcı-toplayıcı, biyodinamik, vb.) sistemlerle insanlığa yetecek kadar gıda üretilemeyeceğini söyleyen bir e-postaya cevaben yazılmıştır."
http://permakulturplatformu.org/?p=2368
Ben yukarıdaki linkte türkçesi yer alan yazıdan çok yararlandım. Vizyonunuzu genişletmek için şiddetle tavsiye ediyorum.
Bu yazı, permakültüre dayalı ve benzeri (avcı-toplayıcı, biyodinamik, vb.) sistemlerle insanlığa yetecek kadar gıda üretilemeyeceğini söyleyen bir e-postaya cevaben yazılmıştır."
http://permakulturplatformu.org/?p=2368
Ben yukarıdaki linkte türkçesi yer alan yazıdan çok yararlandım. Vizyonunuzu genişletmek için şiddetle tavsiye ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)