"Ayinesi iştir kişinin / Lafa bakılmaz"


Marmaristen Datça'ya doğru yol aldığınızda,
Datça'ya 20 km tabelası ile Emecik Köyünün
giriş tabelasını görebilirsiniz.
Emeklilik zamanlarımı İstanbul dışında Kuzey Ege'de
Edremit körfezinde memleketim olan küçük bir köyde
geçirmeyi planlarken; hayat, Egenin en güneyine, ilk
cümlede tarifini verdiğim bu köye getirdi beni.
2007 Kasımdan beri yaşadığım bu köyde, köydeki hayatımla
ilgili tecrübelerimi/gözlemlerimi ve kaybolmaya yüz tutmuş
bilgileri zaman buldukça paylaşacağım.
Umarım zamana iyi bir tanıklık ederim.

Ve zaman değişti. Yol kasım 2014 de Emecik'ten Datça'nın içine düştü. Artık Hayat DATÇA'nın içinden akacak..

6 Nisan 2014 Pazar

Bizim Büyük Yanılsamalarımız /yaratıcı yazma denemelerinden

Yeniden merhaba,


Yaratıcı yazma kursu bitti. Çok zevk aldığım bir süreçti. Metamorfoz Sanat Evi'nin katkılarına ve rehberimiz Birten Engin Naliş hanıma ve yol arkadaşlarıma teşekkürlerimle.
Sanırım bundan sonra bu tarz yazılarımla karşılaşma ihtimaliniz olacak.

BİZİM BÜYÜK YANILSAMALARIMIZ


Bir yerde bir süre yaşamaya başladığımızda hayatımızın routine girdiğini ya da aynılaştığını söyleriz. Arkadaşımız arar telefonla, hal hatır sorar, biz cevaben "işte her şey aynı bildiğin gibi" deriz. 
Yeni bir iş yerine gireriz, adı üstünde “ yeni bir iş yeri”dir. Masalar, duvar renkleri, insanlar, işin kendisi, müşteriler, birlikte çalıştığınız iş ortakları, her gün kullandığınız masa üstü aksesuarlarınız, departmanın ekipmanı, işe başlama ve bitiriş saatleri, sözleşmeler, yönetmelikler, müdürler, üst yönetimler, alt kadrolar, yan kadrolar, yan departmanlar, maaşlar, v.s hepsi yenidir. Fakat gel zaman git zaman sonra tanıdıklık başlar, ve bir süre sonra orası “iş yeriniz” olur ve işte o zaman başlar aynılık ve routin. Sorulduğunda biz yine aynı cevabı veririz. Bildiğin gibi.
Yeni bir eve taşınırız, yeni bir mekana, belki eskiye ait eşyalar gelir oraya, belki yenileri alınır, ama ev ve mekan farklıdır, komşular farklı, mahalle farklı, semtteki ağaçlar farklı, bir süre sonra onlara da alışırız, ve bize aynı gelmeye başlar. Bildiğimiz gibi.
Diyelim ki emekli olduk, farklı bir hayata başladık. Artık “ işin routin” i çıktı hayatımızdan, hobilerimizle ilgileniyoruz, torun torba ile uğraşıyoruz, gülleri budayıp temiz havayı içimize çekiyoruz. Bir süre sonra hayat gene bildiğin gibiyle cevaplanır.
Bildiğin gibi, yanıtı aslında bizim yanılsamamız değil midir? Hayatı bilebiliyor muyuz? her günümüz aynı mıdır gerçekten.
Önce biz, kendimizi aynada her gün,aynı görüyormuşuz gibidir, günden güne yüzümüzdeki çizgiler belirginleşir ve her gün farklı uyanırız aslında. Bazı günler çok enerjik, bazı günler karamsar, bazı günler korkulu, bazı günler heyecanlı. Aslında bizle beraber mekanlarımız da değişir, her alışverişte evden bir şeyler eksilirken aynı zamanda eve bir şeyler girer, her gün evin kendi yaşam döngüsü evi değiştirir ufaktan, bazen kapı kolları aşınır, bazen duvarlarda bir çizik oluşur, bazen biblolar yere devrilir, bazen mobilyaların yeri değişir.
Kapı komşumuz taşınır yenileri gelir, üst kat satılır, mahalle bakkalı markete dönüşür, ev telefonları cep telefonlarına, hızla radyolar çoğalır, tv kanalları açılır üst üstte, sinemalar belli semtlerden alışveriş merkezlerine gelir, alışveriş merkezleri mahallelerin içine sokulur ve hatta birden fazla artar.
İş arkadaşlarımız artar, işe gittiğimiz yollar değişir ya da alternatifler çoğalır, serviste gidip geldiğimiz arkadaşlar değişir, aynı olduklarını zannettiklerimiz bizimle birlikte değişmeye başlamışlardır, saçlarının rengi değişir, giyim sitilleri değişir, Yeni bir sevgili bulurlar, ya da kocalarından boşanırlar. Eşlerinin ya da sevgililerinin üzerine birer partner eklerler gizliden, yeni bir heyecan dalgasına düşerler, ana babalarını kaybederler büyük bir yalnızlık duygusu ya da acı içinde kavrulurlar. Biz se bunların belki de hiç birinin farkında değilizdir.
Emeklilik hayatının da bir süre sonra aynılığı benzerdir.
Bizden öncekiler gibi yaşıyoruzdur. Karnımızı doyurmak için çalışıyor, üremek için doğuruyor, torun sahibi oluyor, emekli oluyor, hastalıklarla boğuşuyor, ve ….


Aynı mıdır hayatımız, bildiğin gibi midir?


Hangimizi biliriz yaşamı? Hangimizin bildiği gibidir? Hangi bildiği? Her yaşamın ortaklıkları vardır elbet, ama her kesin tat algısı, her kesin acı algısı, her kesi kanatan, kavuran şeyler aynı mıdır? benzer midir? ne kadar farklıdır? Hepimiz aynı hüznü mü yaşarız ayrılıklardan, hepimiz aynı mı alışırız yeni işyerine? hepimiz görür müyüz gökyüzünde yağmurdan sonra çıkan gökkuşağını? hepimiz mi fark ederiz şehirlerde çiçek açmış eksoz gazı altında mutsuz erik ağaçlarını? hepimiz mi fark etmeyiz tinerci çocukların yüzlerindeki kaybolmuşlukları? hepimiz mi görmeyiz üst ya da alt geçitlerde elleri üşümüş, burnu kızarmış soğukta mendil satan çocukları? hepimiz mi görmeyiz misafirliğe gittiğimizde altımıza serilen sandıktan çıkmış beyaz eski dokuma çarşafı ya da eski tarz yorgan iğnesiyle nevresime dikilmiş yorganları.

Hayat aynı mıdır? Bildiğin gibi midir?


Karşımızdaki, yanı başımızdaki bilir mi gerçekten iç dünyamız da olup bitenleri, ve ne kadarını, fark eder mi yüzümüzdeki ifade değişimini ya da ne kadarını, bahçeye misafir gelmiş yaba sümbülünün açtığını, her sene badem ağaçlarının aslında aynı zaman da çiçek açmadıklarını, açtıklarındaysa bir önceki seneye çok benzemesine rağmen her seferinde başka coşkuyla ya da coşku şiddetiyle açtığını, her sene kırılan ya da eksilen dalları olduğunu, ne kadarını fark ederiz. Her sene gelen kırlangıcın bir zaman sonra gelmediğini, kedilerin çoğalıp azaldığını, kediler çoğaldığında kertenkelelerin azaldığını, tavuklalar arttığında kene ve çekirgelerin azaldığını,   bahçedeki meyve ağaçlarının bitkilerin her sene farklılaştığını ne kadar fark ederiz.?
Yeni tanıştığımız insanlarla çoğaldığımızı, her okuduğumuz kitabın, her yeni yazdığımız yazının, her yeni öğrendiğimiz türkünün, her yeni yaptığımız yemeğin, her yeni keşfettiğimiz şehirlerin ve her yeni yolculuğun, bizi ne kadar çoğalttığını ve değiştirdiğini nasıl fark etmeyiz?  Kırk senelik kocanızın aynı koca olmadığını kırk senelik ana babanızın aynı ana baba olmadığını, kırk senelik kardeşin ne kadar da değiştiğini, kaç arkadaşı dostu geride bıraktığınızı, kimilerinin geride kalmış olduğunu düşünseniz bile yıllara ve mesafelere inat eski sıcaklıkla sarılsanız bile hepimizin aslında ne kadar değiştiğimizi nasıl fark etmeyiz?
Gardrobumuzdaki giysiler, saç şeklimiz, acı algımız, hüzünlerimiz, göz yaşlarımız, ağlamalarımız, gülümseyişlerimiz, kahkahalarımız kaç kez değişmiştir? Kullandığımız kelimeler, kelimeleri çıkardığımız sesler, söyleyiş şeklimiz kaç kez değişmiştir?
Evet kabul ediyorum, belli başlı benzer ana çizgiler aynıymış gibi görünür, ama sanırım bizim en büyük yanılsamamız, karşı tarafın aynılıktan anladığını bizim aynılığımız olarak anladığını zannetmemizdir. Oysa bizim algılarımızla yanı başımızdakilerden tutunda başka ülkelerde başka şehirlerde yaşayan en yakın ve en uzak ilişkilerimize kadar farklı değil midir?” Aynı”, “bildiğin gibi” lafı bizim kolaycılığımız mıdır? Oysa bu söz yerine her gün yeni keşfettiğimiz, her gün bize merhaba diyen, ve muhakkak merhaba diyen yeni bir şey yok mudur hayatımızda?


Ben bu gün bahçeme misafir olmuş, belki benim taşıdığım, belki kendisi gelen yaban süsenine merhaba, hoş geldin dedim, sizin de yeni merhabalarınızın olması dileğiyle.


meral san / emecik / datça


st. 04:40

28 Ocak 2014 Salı

Yeniden Merhaba

Merhabanın anlamını yeni öğrendim. Ben zannediyordum ki "selam" gibi bir şey. Meğer anlamı pek hoşmuş. Benden sana zarar gelmez. Ne hoş değil mi? birine merhaba dediğimizde benden sana zarar gelmez demek.

Evet döndüm Cape Town dan. Hem de hayli oldu. Bunun adına ne denir bilmiyorum, yeniden uyum mu? tembellik mi? elim  şu güne kadar yazmak için gitmemişti bloğuma. bir ara çift dilli yazmayı düşündüm, bir ara başka türlü. Bakalım önümüzdeki süreç ne gösterecek, blog neye doğru evrilecek. Ama şu gerçek ki Emecik günleri hala devam ediyor.

yine burada ki hayattan, yemeklerden, bahçeden, tavuklardan ve diğer şeylerden haberler gelecek. İşte ilki, yaratıcı yazma kursuna başladım. Yazma kursunda aynı zamanda da okuyoruz. Belli bir amaç doğrultusunda okumaya başladım, bu hoşuma gitti. İki güzel kitap okudum. ilki Franz Kafka dan "Babaya Mektup" ikincisi, Murathan Mungan'ın paranın cinleri. Babaya mektubu okumadıysanız bu güne dek,  şiddetle tavsiye ederim. İçinde kendinize dair bir çok şeyle karşılaşacağınıza garanti veririm.

uzuuuun bir aradan sonra ilk yazıyla daha fazla gevezelik etmeyeceğim. Haberler gelmeye devam edecek.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Yeni Blog Hakkında

Bir önceki yazımda emecik günlerinin yayın hayatına ara verdiğini, ve yeni blogu yazmaya başlayınca da haber vereceğimi bildirmiştim. İşte yeni blogumun adresi, Meralin Cape Town Günlüğü http://meralsan.wordpress.com/ artık beni buradan takip edebilirsiniz.

4 Ocak 2013 Cuma

Artık Cape Town Günleri

Bir süredir düşündüğüm, Kuzey Yunanistan seyahatinde aldığım bir kararla Cape Town a gidiyorum. Şimdilik planım 6 ay orada kalıp, yıllardan beri bende sıkıntılı bir durum yaratan ingilizceyi günübirlik hayatta konuşabilir duruma getirmek. Döndüğümde, seyahatlarimde birine ihtiyaç duymadan derdimi anlatabileceğim, ilgilendiğim kaynakları okuyabileceğim bir duruma gelmek. Bakalım ne kadar yol alabileceğim.
 
Herkes neden Afrika, diye soruyor. Güney Afrikayı özellikle seçtim. Ekonomik neden belirleyici olsa bile eğer isteseydim avrupai bir hayata sahip olan bir ülkede eğitim almak için şartlarımı zorlayabilirdim. Ama istemedim. 
 
Bizim coğrafya insanının Avrupa ve Amerika kıtasındaki ülkelerle ilişkileri daha sıkı. Hatta bir çok kişi yaşadığı kendi ülkesinin coğrafyasındaki insanlarına dokunmadan, havasını koklamadan, yemeklerini tatmadan, yüzlerini çoktan batıya çevirmişler bile. Beni nedense bu "gelişkin" kültürlerden çok, egzotik diyebileceğimiz kültürler çekiyor. İlk yurt dışı seyahatimin Hindastan'a olmasının sebebi de bu. Cape Town çok Afrika gibi olmasa da (bir zamanlar sömürge bölgesi olması nedeniyle) yine de Afrika. Hatta bir çok kültürün harmanlandığı bir bölge. Başta Hollanda, İngiltere, Afrika olmak üzere Hindistan, v.b gibi etkilerini okuyorum. 
 
Cape Town la benzerliğimiz, ikliminin akdeniz iklimine yakın olması, İki denizin buluştuğu nokta bizimki, orası ise iki okyanusun buluştuğu nokta. Saat farkı yok. Aşağı yukarı aynı enlemlerdeyiz. Bizim 180 derece zıttımız. Orada tarfik bize göre tersten, bizde ışıklar güneyden gelir, orada kuzeyden, bizde kış, orada yaz,  ilk aklıma gelenler bunlar.
 
Başlıca amacım dil eğitimi olmasına rağmen, bir taşla bir çok kuş vurmak niyetindeyim. Bu amaçlarımı gerçekleştirmede ne kadar başarılı olacağım dönüşte belli olacak. Benim için büyük bir tecrübe olacağı ise şimdiden kesin görünüyor.
 
Bu nedenle Emecik Günleri bir süreliğine yayın hayatını durduyor.  
 
Dönüşte görüşmek umudu ile, 
 
 
 
 
 
 

2 Kasım 2012 Cuma

Ena-Diyo-Triya Kuzey Yunanistan Bir Yol Hikayesi 3

DÜZELTME: Bu metni altta bulunan 1.ve 2. bölümlerden başlayarak okuyunuz. Teknik bir hata sonucu sıralama tersten oldu.

Dağların arasından Zagoria bölgesine geçiyoruz. Epirus Pindus dağları, bu ne ihtişam.


            Güzel bir kafe restoranda nefis bir yemek küçük bir alışveriş ve başka köyler.

 


                                                     Yolumuza bazen bir inek,


                                                        bazen kartal,
           
                                   

                                             bazen taşlaşmış ağaç ormanı çıkıyor.



Gün batımına yakın kahve molası, ışık müthiş.

Akşam benim keşfettiğim bir yunan meyhanesinde uzo içiyoruz. Yunan müziği eşliğinde bu kez Uzo olarak barbayani masada.

Yanya bir göl kenarına kurulmuş. Kafası vurdurulmuş Meşhur bir Ali Paşası var Osmanlıdan hatıra. Kale içini yağmurlu bir günde dolaşıyoruz.

Ben guruptan ayrıyım. Otelden erken çıkamadım. Yağmur yağıyor sıkı bir yağmur, hava ılık, önce hafiften ıslanıyorum, bir şemsiye almak lazım.

Kale içinden göl kenarına çıkılabiliyor. Önce göl kenarında yürüyüş yapsak, hiç fena olmaz. Karşı tepelere sis inip kalkarken, yaşlı çınar ağaçlarının altında ağı ağır yürüryorum ılık esen rüzgarı hissederek.

Yağmur hızını azaltıp çiselediğinde şemsiyemi kapatıp yürüyorum bu kez. Datçanın sıcağı bir hayli kavurmuş beni. Özlemişim ormanları, yağmuru, sonbaharı, gölleri, dağları, başka coğrafyaları. İlk gençlik yıllarımı hatırlıyorum, ormanlarda yürüyüş yaptığım, dağlarda çadır kurduğum zamanları.
Akşam bir öneri üzerine Yanya da Hashümer adlı tavernaya gidiyoruz.

Kapıda Ara Güler Fotoğrafı "hariçten gazel okumak memnu" yazan. Bizi sarımsak kokuları karşılıyor. Yunanistan'da eğlence ve yemek 22:00 den sonra başlıyor. Saat 22:30 da başladı müzik. Müzik başlayana kadar nereye geldik denen bakışlar çoğunlukta masada. İlk nağmelerle kendimize geliyoruz. Baş döndürücü, çok güzel bir müzik akşamı. Sudanlı işletmecisi zaman zaman darbuka ile katılıyor parçalara, aynı zamanda serviste. Bazuki sanatçısı müthiş. Gece 02:30 da ayrılıyoruz, onlar hiç arasız hala sahnede.

Artık dönüş yoluna geçiyoruz. Yolda bir gökkuşağı uğurluyor bizi.

Bu akşam Ava Hıristiya, son akşam yemeği. Çok güzel bir balık restoranı, Türkler olmasaymış kapatırmış bu sene, kriz çok etkilemiş.

Ne kadar dokunduk, ne kadar kokladık, ne kadar tattık, ne kadar hissettik ve ne kadar duygulandığımızı sindiremeden, hızla geçen sıkıştırılmış bir kuzey yunanistan seyahati, yine de çok güzeldi, akşam yemekte teşekkür ettiğim gibi.

Ena-Diyo-Triya Kuzey Yunanistan Bir Yol Hikayesi 2

Selanik'ten Yanya'ya doğru giderken ormanlar başlıyor, uzun upuzun, göz alabildiğine uzanan boş alanlarda. Yunanistan çok az nüfusa sahip bize göre. Güzel bir otoban ve dağlık arazi, tüneller bölgesine hoş geldiniz. Dönüş yolunda sayıyoruz, dedeağaç-yanya arasında 56 tünel geçmişiz.


Öğle yemeği molası Meçova da.

Kuzu çevirme meşhur yemeği, ilk restoranda kalmamış, ikincisini deneyelim belki bulabiliriz. Ne yazıkki yok. Başka yemek istiyoruz. Yemekler ortaya, herkes diğerinin yemeğine ortak olabilir. Paylaşıyoruz tatları, hesapları.

Bu bölgede çok fazla hayvancılık yapılıyor, özellikle de koyun. Koyunun sütünden yapılmış gravyer, kaşar, mumlu peynir, beyaz peynir v.b çeşit. Bir arkadaşım peynir işlerine kaptırmış durumda onu hatırlıyorum, şimdi burda Deniz'de olmalıydı.

Hızlı alışveriş ve yola koyuluyoruz. Yine gün ışığı eğildi ve biz yine arabadayız. Arabadan çekiyorum fotoğrafları. Bu kez daha çok tünel geçiyoruz, Olimpiyatlar ve AB üyeliği sonucunda çok güzel otoyola sahip olmuş Yunanistan.

Yanya ve Selanik çok da yabancısı olmadığımız şehirler. Beni şaşırtmıyorlar. Ama köyler küçük birer kasaba havasında ve kendilerine has mimariye sahipler. Yanyadaki ilk akşam, gölü bulacağız diye yanlış yolda ilerlemişiz. Nihayet meyhaneler, tavernalar ve barlar sokağını buluyoruz. Bu akşam Uzo içeceğim. Plomaari.
Sabah uyandığımda uzonun sersemliği var üzerimde.

Bu gün bir arkadaşın dedesinin köyüne yolculuk. Delvinaki.

  Köyü buluyoruz. Evleri yıkılmış ama bir akrabasının evi hala yerinde, içinde ise başkaları yaşıyor.

 Aslında onlar da göçmek zorunda kalmışlar, İstanbul'un Kadıköyünden.

 
 
Yüzü her şeyi anlatıyor. Söze gerek yok. Ayrılık vakti yola devam, hayat devam ediyor işte.

                                                           devam edecek....

Düzeltme Notu. Dil bilmemenin zorluğu işte, anladığını yanlış anlıyorsun. Meğerse arkadaşımızın dedesinin evi yıkılmamış, yandaki ev onlarınmış. Ailenin bir kısmı zaten İstanbulluymuş. Ve bu hanım uzaktan akraba, dede topraklarına Kadıköy'den göç etmiş. Ben fotoğraf çekeceğim telaşına her şeyi yanlış anlamışım. Yine de kavuşmanın, memleket topraklarından gelen misafirlerle, akrabalarla  karşılaşmanın karışık duyguları okunuyordu yüzünden. Burada görünmeyen hepimizdeki duygusal ruh hali ve benim gözyaşlarımdı.







Ena-Diyo-Triya Kuzey Yunanistan Bir Yol Hikayesi 1

Kuzey Yunanistan'a doğru yola çıkıyorum, yüzyıllar boyu ortak yaşanan topraklara doğru. Bir çok hüzünlü hikayeler dinlediğimiz coğrafyaya doğru gidiyoruz. Ziyarete mi gidiyoruz, aramaya mı, bulmaya mı? Hangisi? Henüz bende cevabı yok.

Seyahat arkadaşlarımın bir bölümünü tanıyorum, çoğuna ise henüz bir merhaba demişliğim yok. Belki benden bahsedilmiştir. Uyumlu bir gurup olduklarını ben de anlatılanlardan biliyorum. 

Benim seyahatim Datça'dan başlarken, onların ki bir gün sonra İstanbul'dan başladı. Sabah erken yola çıktık ilk merhabalarla. Yolumuz uzun. Yaklaşık bin km gidiş, bin km dönüş 5 gece 6 gün. Hedef Yanya, ya da yerel adı ile iyonina veya yanina. Selanik konaklamalı geçeceğiz Yanya bölgesine. Şanslıyız, bu bölgelere, şehirlere daha önce gitmiş olan yol arkadaşlarına sahibiz.

Hepimizde yola çıkmanın heyacanı hissediliyor.  Bizim araç 5 kişilik, "yanımıza fazla eşya almamalıyız bagaj sorunu olabilir" denildi, fazla eşya almadık, bagajımız hafif, aklımız yüreğimiz hafif mi bilinmez.

İlk klometrelerde eski tanıdıkların sohbeti ile gurub kısa  sürede kaynaşıyor. Tekirdağ yakınlarındaki kahvaltıdan kısa bir süre sonra sınırdayız.  Sınırlar, yasaklar, geçişler sıkıntlı durumlar. Arafta gibisindir. Ne orasıdır, ne burası. Hem buradasındır, hem de başka yerde, kontrol edilirsin güvenilmezlikle, izin alırsın, iktidarı, gücü görürsün. Devlet brokrasisini ve bir sürü sıkıntılı durumu. Oysa bütüne baktığında, burası ile karşı taraf arasında bir fark yoktur. Birbirine benzersin. Aslında hepimiz biraz ötekiyizdir. Belki de bu yüzden kızarız, başkalarında hata olarak gördüğümüz şeylere.

Sıkıntılı bekleyişi çözmek için sistem, vergisiz alışveriş yerleri koymuş sınırlara, insanlar biraz kendilerini unutup, karlı olmanın, karlı çıkmanın yanılsamasıyla alışveriş yapıyorlar. Bizde diğer bütün herkes gibi aynı tuzağa düşerek alışveriş yapıyoruz, belki de almayacaklarımızı da alarak.

Oh!!! nihayet geçtik sınırdan. Yeni bir ülke, yeni insanlar, yeni bir coğrafyaya doğru gidiyoruz. Sohbet, muhabbet, kahkaha derken bir çığlıkla kendimize geliyoruz, "Dikkat kaza yapıyoruz" Yüz  kilometre ilerledik belki, otoyolu ayıran beton duvarda gösteri yapan motosiklet misali yol alıp usta bir şoförlük manevrası ile yola düşüyoruz tekrar. Tekerlek paramparça, şokta mıyız, biraz evet, biraz hayır.


Hayatımızda ne çok kazalar olur. Galiba mesele kazalardan en az zararla çıkabilmekte, bu da ustalık istiyor işte. Kazalar hep olacak hayatımızda, acaba ustalık var mı bizlerde de!

Kaza sebebiyle geciktik, diğer arabadaki yol arkadaşlarımız merak etti bizi peşlerinde göremeyince, heyecanlandılar, kaygılandılar, yolda zorunlu mola verdiler.

Yeni tekerleklerle yola devam ediyoruz.İtiraf etmeliyim ki Datça'dan beri kaza yapacağız hissi var içimde, şimdi geçti gitti, rahatım artık. Çok klişe olacak ama "Her Şey Daha Güzel Olacak". Geçmiş olsun, ne güzel bir söz.

Kavala da geç bir öğle yemeği ya da akşamüstü yemeği hepimizi rahatlatıyor. İlk uzo kadehleri "şerefe / yasu" sözleriyle tokuşturuluyor biribirine.  Sohbet ve uzonun verdiği ferahlıkla daha da rahatlıyoruz. Bu gün daha yolumuz var, Kavala'ya fazla zaman ayırmadan, hızla içinden geçip Selanik'e ulaşmalıyız. Yaklaşık bir saat sonra Selanik gelecek. Gün batmak üzere, güneş eğik ışığını gönderiyor üzerimize, tam fotoğraf zamanı... "Bir baska sefere kuzum", "belki yarın, belki yarından da yakın"

Biraz dinlenelim, sonra Selanik içinde kısa bir yürüyüş ve bir arkadaşımızın yunanlı dostunun önerisiyle ve katılımıyla 1938 den beri açık olan bir bar. Çok güzel müzikler, birbirinden çok farklı sesler..

Seyahat süresince her akşam içeceğim, böyle karar verdim. 90 çeşit biradan ilk denediğimi çok beğeniyorum. Belçika birası "Lucifer" damak tadıma uygun bir bira.  "Ale" sınıfı altında yer alıyor. İyi canlı müzik dinlemeyi özlemişim. Bira, ortam, müzik, kendimden geçiyor muyum? iyi hissettiğim kesin.

Otele geç dönüş ve iyi bir uyku sonrası, sabah günaydın yerine KALİMERA.

Bulunduğu bölgenin dilinde günaydın diyebilmeli insan, selam verebilmeli, bir,iki,üç diye sayabilmeli, "En azından üç dilde ana avrat küfredemesen bile". Yol boyunca 10 a kadar sayıyorum, ve tekrarlıyorum.  ENA, DİYO, TRİA,.....

Sabah hoş bir tesadüf eski işyerinden bir arkadaşımla karşılaşıyorum otelin lobisinde. Dünya ne küçük!

Gurup ikiye bölündü bir kısmı alışveriş yapacak, ilk defa gelenler için kısa şehir turu. Şanslıyım bu günden itibaren bayram var, Selanik Azizi Dimitriosun günü.


                                                                Roma harabeleri,

 
Tipik akdeniz şehri.
 
devam edecek,